denizdeki bir dalgayı düşünün.
bir açıdan bakıldığı zaman, dalganın bağımsız bir kimliği, bir başlayışı ve bitişi, yani bir doğumu ve ölümü olduğu düşünülür. bir başka açıdan bakıldığında ise, dalganın kendisi gerçekten var değildir, o sadece suyun bir davranışıdır, herhangi ayrı bir kimlikten yoksundur, yani ”boş”tur ve sadece sudur.
o zaman dalga hakkında gerçekten düşündüğümüzde onun su ile rüzgarın oluşturduğu geçici bir varoluş olduğunu kavrarsınız ve varlığının, durmadan değişen bir dizi şarta bağlı olduğunu anlarsınız. ayrıca her bir dalganın diğer tüm dalgalarla bağlantılı olduğunu da fark edersiniz.
gerçekten baktığınız zaman hiçbir şeyin kendisine ait, doğasından gelen bir var oluşu olmadığını görürsünüz, işte bu bağımsızlık eksikliği içindeki var oluşu ”boşluk” olarak adlandırıyoruz. bir ağacı düşündüğünüz zaman kesin olarak tanımlanmış bir nesneyi düşünmeye eğilimlisinizdir ve belli bir seviyede – aynı dalga gibi – öyledir de.
ama ağaca daha yakından baktığınızda, onun bağımsız bir varlığı olmadığını önünde sonunda görürsünüz.
bunun üzerine derinlemesine düşündüğünüz zaman, ağacın, sonu evrene kadar uzanan ilişkiler ağının bir parçası olduğunu fark edersiniz. yaprakların üzerine damlayan yağmur, dallarını sallayan rüzgar, onu besleyip güç veren toprak, bütün mevsimler ve havanın durumu, ay ışığı, yıldızların ışığı ve güneş ışığı; bütün biçimler bu ağacın bir parçasıdır. ağaç üzerine daha çok düşünmeye başladığınızda evrendeki her şeyin ağaca ağaç olması için yardım ettiğini keşfedeceksiniz; öyle ki, ağaç bir an için bile diğer hiçbir şeyden ayrılamaz ve doğası her dakika ustalıkla değişmektedir.
şeylerin boş olduğunu söylemekteki amacımız buydu işte: onların bağımsız var oluşlarının bulunmadığını açıklamaktı.